Türkiye’de Sağlık Sektörünün Yapısı ve Mevcut Durumu
Ülkelerin ulaşmak istedikleri ekonomik kalkınma, günümüzde yeni bir yaklaşımla ele alınmakta ve sağlık konusu bu yaklaşımda önemli bir yer tutmaktadır. Sağlık sektörünün kalkınma üzerindeki rolünü ön plana çıkartan bu yeni yaklaşım, sektörün önemini daha da artırmış ve ülkelerin kalkınmışlık göstergelerinde sağlık verileri yer almaya başlamıştır.
Kişi başına düşen milli gelir dağılımı, sanayileşme, işsizlik oranı, altyapı, beslenme ve eğitim düzeyi gibi bir çok ekonomik, sosyal ve kültürel göstergelerle açıklanan, klasik anlamda kalkınma, yeni yaklaşımda; beşeri kalkınma nosyonu ön plana alınarak, eğitim ve sağlık göstergeleriyle özdeşleştirilmiştir. Diğer göstergelerle birlikte, toplam sağlık harcamalarının topluma yansıması olan kişi başına hekim sayısı, yatak sayısı, ilaç tüketimi, sağlık hizmetleri kalitesi ile buna ulaşabilirlik ve bunların doğal uzantısı olan bebek ölüm oranı, genel ölüm oranı ve ortalama ömür gibi temel sağlık göstergeleri, toplumun kalkınmışlık düzeyini belirleyen faktörlerdir.
Ülkelerde, sağlık politikaları ve sağlığın kurumsallaşması, tarih boyunca toplumların politik ve ekonomik koşullarına, toplumsal yapılarına, değer sistemlerine, sağlık koşullarındaki toplumsal değişim ve gereksinimlerine göre şekil almıştır. Türk sağlık politikası ve bunun kurumsallaşması ise, sosyal devlet anlayışının bir unsuru olarak doğup gelişmiştir.
Dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de, sosyal ve ekonomik kalkınmanın temel göstergelerinden olan sağlık hizmetleri, giderek artan bir önem kazanmaktadır. Türkiye’de sağlık hizmetleri talebini karşılama, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamasını ve sağlık hizmetlerinden eşit ve en iyi şekilde faydalanmasını sağlama görevi Anayasa ile devletin yükümlülüğüne verilmiş ve sağlık kuruluşlarının planlanmasının tek elden ve devlet tarafından yürütülmesi öngörülmüştür.
Tablo 1: Sağlık Sektöründe Yer Alan Kuruluşların İşlevlerine Göre Sınıflandırılması
Politika Oluşturan
Kuruluşlar
Sağlık Hizmeti
Sunan Kuruluşlar Sağlık Hizmetine Finansman Sağlayan Kuruluşlar
İdari Yetkili(Yönetim) olan Kuruluşlar
Sağlık Konusunda Dolaylı İşlevleri Olan Kuruluşlar
Sağlık Bakanlığı
Devlet Planlama Teşkilatı
Yüksek Öğretim Kurulu
Anayasa Mahkemesi
Yüksek Planlama Kurulu
TBMM Sağlık ve Sosyal İşler Komisyonu
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu
TBMM Genel Kurulu
Kamu
Sağlık Bakanlığı
Sosyal Sigortalar Kurumu
Üniversite Hastaneleri
Belediyeler
Kamu İktisadi Teşebbüsleri
Diğer Bakanlıklar
Özel
Vakıflar
Yerli-Yabancı Hastaneler
Pratisyen ve Uzmanlar
Eczacılar
Özel Klinik ve Laboratuarlar
Sosyal Amaçlı
Kızılay
Türk Aile Planlaması Vakfı
İnsan Kaynaklarını Geliştirme Derneği
Diğerleri
Kamu
Maliye Bakanlığı
Sağlık Bakanlığı
Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı
Sosyal Sigortalar Kurumu
Bağ-Kur
Özel
Vakıflar
Özel Sigorta Şirketleri
Uluslararası Kuruluşlar (Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler vb.)
Sağlık Bakanlığı
İl Sağlık Müdürlükleri
İçişleri Bakanlığı
İl (Vali ve Kaymakamlar)
Bayındırlık Bakanlığı
Belediyeler
İçişleri Bakanlığı
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı
Diğerleri
Kaynak: ÇİLİNGİROĞLU, 1995:407; SOYSAL, 1993.
Tablo 1'in incelenmesinden de görüleceği gibi, sağlık sektörü çok merkezli bir yönetim ve yapılanmaya sahip olmakla birlikte, sektörde daha çok kamu kuruluşları faaliyet göstermekte ve bunun içinde hizmet sunma, hizmeti finanse etmede en büyük payı, Sağlık Bakanlığı almaktadır. Bunu, SSK Genel Müdürlüğü, Milli Savunma Bakanlığı takip etmektedir. Bu yapılanma, aşırı derecede merkeziyetçi ve katı bir yönetim tarzını da beraberinde getirmekte ve bunun sonucu kurumlararası koordinasyon sağlanamamaktadır.
Sağlık hizmetlerinin sunumunda; koruyucu sağlık hizmetleri, teşhis ve tedavi edici sağlık hizmetleri ile rehabilite edici sağlık hizmetleri olmak üzere, üç boyutlu sağlık hizmeti sınıflandırması yapılmaktadır.
Sağlık sektörünün gelişmişlik düzeyini ölçmede; demografik göstergeler ile bazı hastalıkların ve hizmetlerin sunumunun yanı sıra, özellikle uluslararası karşılaştırmalarda aşağıdaki göstergeler kullanılmaktadır:
1) Toplam sağlık harcamaları:
- Kamu ve özel sektör sağlık harcamaları ve kurumsal dağılımı,
- Sağlık harcamalarının GSMH içindeki payı,
- Kişi başına düşen sağlık harcamaları,
2) Sağlık hizmetleri arzı:
-Sağlık personeli ve kişi başına düşen sağlık personel sayısı,
- Hasta yatağı ve kişi başına düşen yatak sayısı,
3) Sağlık yatırımları.
Ülkelerin sağlık hizmetlerini ulusal ve uluslararası düzeyde ölçmek ve değerlendirme yapmak için belli kriterler kullanılmaktadır. Sağlık düzeyi ve sağlık hizmetleri etkinlik göstergeleri olarak; Ana Çocuk Sağlığı Hizmetleri Göstergeleri, Demografik Ölçüler, Aile Planlaması Hizmetleri Etkinliğinin Ölçülmesi, Bulaşıcı Hastalıklar İnsidans Hızı, Sağlık Personeli Başına Düşen Nüfus, Yatak Başına Nüfus, Sağlık Kayıtları, Hekim başına Hasta Sayısı, kullanılmaktadır (Sağlık Bakanlığı, 1992e).
Türkiye'de temel sağlık göstergelerindeki gelişim Tablo 2'de verilmiştir. Tablonun incelenmesinden de görüleceği gibi, temel sağlık göstergeleri olarak kabul edilen ve uluslararası karşılaştırmalarda kullanılan kaba doğum ve ölüm hızı, bebek ölüm oranı ve doğuşta hayatta kalma ümidi verilerinde önemli iyileşmeler olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarıyla karşılaştırıldığında, kaba doğum hızı binde 48.2'den binde 20.8'e, kaba ölüm hızı binde 23.5'den binde 6.3'e düşmüş, doğuşta hayatta kalma ümidi 43 yıldan 69 yıla çıkarak önemli bir gelişme göstermiştir.
Tablo 2: Temel Sağlık Göstergeleri
Veriler*
1991-1996
1997
1998
1999
Kaba Doğum Hızı (binde)
26,3
21,4
21,1
20,8
Kaba Ölüm Hızı (binde)
6,9
6,3
6,3
6,3
Bebek Ölüm Hızı (binde)
50,3
39,5
37,9
36,3
Yıllık Doğum Sayısı (binkişi)
1565
1340
1339
1338
Yıllık Ölüm Sayısı (bin kişi)
410
395
402
408
Yıllık Nüfus Artış Hızı (yüzde)
19,7
1,51
1,48
1,45
Doğuşta Hayatta Kalma Ümidi (yıl)
67,8
68,6
68,8
69,0
Kaynak: DPT, Yıllık Yatırım Programlarından derlenmiştir.
* Veriler çeşitli kaynaklarda farklılık göstermektedir.
Sağlık harcamaları ve sağlık hizmetleri arzının bir sonucu olarak yorumlanan ve "hayat kalitesi" göstergeleri adı altında da tanımlanan "genel ölüm ve bebek ölüm oranları" ile "doğuşta hayatta kalma ümidi" göstergelerinin Türkiye'deki durumu dünya ve AB ortalamasıyla karşılaştırıldığında; Türkiye'de sağlık sektörünün gelişmiş ülkelere göre geri kaldığı görülmektedir. Kaba doğum hızı Türkiye'de (1999) binde 20.8 iken, AB'de (1989) binde 10-15, dünyada (1992) binde 26'dır. Kaba ölüm hızı, aynı yıllar için, Türkiye'de binde 6,3 iken, AB'de binde 7-11 ve dünyada binde 9'dur. Yine aynı yıllar için, bebek ölüm hızı Türkiye'de binde 36,3 iken, AB'de 10-15 ve dünyada binde 53'dür. Doğuşta hayatta kalma ümidi göstergesi, Türkiye'de 69 yıl iken, AB'de 75 yıl ve dünyada 66 yıldır (Sağlık Bakanlığı, 1990a; YILDIRIM, 1994:23; DPT, 1999 Yılı Programı:40). Bu verilerden de görüldüğü gibi, Türkiye sağlık hizmetlerinde, gelişmiş ülkelerin 1980'li yıllarda yakaladığı düzeyin bile çok gerisinde kalmış olup, dünya ortalamasının biraz üstündedir.
Bugün ABD, İngiltere, Fransa, İsveç ve Almanya gibi gelişmiş ülkelerde, sağlık harcamalarının GSMH içindeki payı yaklaşık %10'lara yükselerek, sektör "en çok kaynak tüketen sektör" durumuna gelmiştir. İktisadi kalkınmanın temel unsurlarından olan insan sağlığının korunup geliştirilmesi ve hastalıkların tedavi edilmesi için, gelişmiş ülkeler, milli gelirlerinden artan oranda bu sektöre pay ayırmakta ve sektöre yapılan yatırımı "üretken yatırım" olarak kabul etmektedir (YILDIRIM, 1994:14).
Türkiye'de sağlık harcamalarının milli gelire esnekliği 1980-1992 dönemi içinde 1.44 olarak bulunmuştur. Yani GSMH'daki %10'luk bir artışa karşılık, sağlık harcamaları %14.4 artmaktadır. Bu esneklik oranı OECD ülkelerinde daha düşük olmakla birlikte, sağlık harcamalarındaki artış milli gelir artışından daha yüksektir (ÇİLİNGİROĞLU, 1995:406). Bu düzeydeki esneklik, milli gelirdeki artışın sağlık harcamalarında daha yüksek oranda artışa neden olduğunu göstermektedir.
Türkiye’de sağlık harcamalarının GSMH içindeki payı, kamu ve özel kesime dağılımda, toplam sağlık harcamalarının GSMH içindeki payı 1992-1995 döneminde azalmıştır. Harcamalarda, 1997 yılında 1996'ya göre 0.38’lik artış olmuştur. GSMH içinde kamu sağlık harcamalarının payı özel sektör harcamalarından daha yüksektir (TOKAT, 1997b:62; TOKAT, 2000:39).
Sağlık harcamaları içinde kamu ve özel sektör harcamalarında, toplam sağlık harcamaları, 1992-1997, nominal olarak hızlı bir artış gösterirken, reel olarak yavaş bir artış göstermiştir. Bu harcamalar içinde kamunun payı özel sektörden fazla olup, dönem içinde kamu sağlık harcamalarında %24.2'lik reel bir artış gerçekleşmiştir. Buna karşın, aynı dönemde, özel sektör dalgalı bir gelişme izlemiş ve %2’lik bir azalış gerçekleşmiştir (TOKAT, 1997b:59; TOKAT, 2000:39).
Kişi başına düşen sağlık harcamalarının dağılımında, 1992-1996 döneminde, kişi başına düşen sağlık harcamaları nominal olarak hızlı bir artış gösterirken, reel olarak daha yavaş bir artış göstermiştir. Dolar bazında ise, kişi başına düşen sağlık harcamalarında 1992-1997 döneminde %12'lik artış gerçekleşmiştir (TOKAT, 1997b:66; TOKAT, 2000:42).
Sağlık sektörü harcamalarının, harcama konularına göre dağılımında, 1992-1997 yılları arasında, gerçekleştirilen toplam sağlık harcamalarının %63-64'ü ayakta tedavi giderlerine, %25-29'u yatarak yapılan tedavi giderlerine, %1-2'si koruyucu sağlık hizmetlerine ve %6-9'u da diğer giderlere harcanmıştır. Ayrıca, toplam kamu harcamaları içinde, hastane harcamaları ilk sırayı alırken, yatırım harcamaları ikinci ve ilaç harcamaları üçüncü sırayı almaktadır. Özel sektör harcamaları içinde, ilaç harcamaları ilk sırayı, yatırım harcamaları ikinci ve hastane harcamaları üçüncü sırayı almaktadır (YILDIRIM, 1994:107).
Bazı Avrupa ülkelerinde sağlık harcamalarının GSMH içindeki paylarına bakıldığında, OECD ülkelerinde GSMH içinde sağlık harcamalarının payı 1997 yılı itibariyle ortalama %7.9'dur. Bu ülkeler arasında GSMH içinde sağlığa en fazla pay ayıran ülkeler sırasıyla, ABD, Almanya, Fransa, Kanada, İtalya, Japonya ve İngiltere'dir. Sağlık harcamalarında hızlı artış gösteren İsviçre'nin, 1997 yılı, GSMH'dan sağlığa ayırdığı pay %10 olmuştur. Bu ülkeler içinde GSMH'dan sağlığa en az pay ayıran ülke, tüm yıllar için, %2-4 ile Türkiye olmuştur. AB sağlık harcamaları ortalamasıyla karşılaştırıldığında, Türkiye'nin bu ortalamanın çok gerisinde kaldığı görülmektedir (OECD, Health Data 99:3).
Sağlık sektörüne GSMH'dan en çok pay ayıran ülkeler, aynı zamanda, kişi başına sağlık harcamalarında da ilk sıraları almaktadır. Kişi başına sağlık harcamaları içinde en az harcamayı yapan ülke, yine bu dönemde, Türkiye olmuştur. Ancak buna karşın, Türkiye’de kişi başına sağlık harcamaları artış hızı yüksek olup, AB'nde, 1990-1997 döneminde, kişi başına sağlık harcamaları %43 artış gösterirken, Türkiye'de bu artış %51.4 olarak gerçekleşmiştir (OECD, Health Data 99:5).
OECD ülkelerinde sağlık harcamaları ile harcamaların kamu ve özel sektöre göre dağılımında; ülkelerde sağlık harcamaları içinde kamunun payı özel sektörün payından daha yüksektir (World Bank,1999).
Dünyada sağlık harcamalarının dağılımında, en yüksek payı yatarak yapılan tedavi hizmetleri almaktadır. 1997 yılı itibariyle, AB'de toplam sağlık harcamalarının %41.8'i yatarak tedavi hizmetlerine, %32.1'i ayakta tedavi hizmetlerine ve %15.1'i ilaç tüketimine yapılmıştır. OECD ülkeleri ortalamasında ise, toplam sağlık harcamalarının %42.5'ini yatarak tedavi hizmetleri, %30.3'ünü ayakta tedavi hizmetleri ve % %15'ini ilaç tüketim harcamaları almıştır (OECD, Health Data 1999). Türkiye'de sağlık harcamaları içinde yatarak tedavi hizmetlerinin payı %41.5, ayakta tedavi ile ilaç harcamalarının payı %52.1, koruyucu ve geliştirici sağlık harcamalarının payı %6.4'dür (TOKAT, 1997:58).
Sağlık harcamalarının finansman kaynakları temel olarak; vergiler, fonlar, sigorta primleri ve doğrudan kişiler tarafından (cepten ödeme) yapılan ödemelerdir. Sektörde, çok sayıda resmi, yarı resmi ve özel kuruluş hizmet sunmanın yanı sıra, finansman sağlamaktadır.
Sağlık hizmetlerinin finansmanında kullanılan toplam kaynakların, %43'ü vergi ve fonlardan, %28'i sigorta primlerinden ve geri kalan %29’u kişilerin kendilerinden karşılanmaktadır. Dönem içinde, sigorta primlerinde %8.8 ve çepten ödemelerde, 1997 yılı hariç, %3.2 oranında artış gerçekleşirken, vergilerde %6.5 oranında gerileme olmuştur (TOKAT, 1997: 63-64. sayfalarda yer alan tablolardan derlenerek oluşturulmuştur; TOKAT, 2000:41).
Sağlık harcamalarının aile bütçesi içindeki payı, 1970'lerde 4. sırada iken, son yıllarda, barınma harcamalarından sonra, ikinci sırada yer almaya başlamıştır (Sağlık Bakanlığı, 1992d). Bu payın artması, sağlık sektöründe yaşanan yüksek enflasyonun bir göstergesidir. Dünyada, özellikle OECD ülkelerinde sağlık sektöründeki fiyat artışı, genel fiyat artışından daha yüksektir. Bu ülkelerde, 1980-1996 döneminde, genel fiyat artışı %4.4 iken, sağlık hizmetleri fiyat artışı %5.1 olmuştur (OECD, Health Data 1999:7).
Sektörde hizmet sunumu ve finansmanında ilk sırayı %80'lik payla Sağlık Bakanlığı almaktadır. Bakanlığın bütçesi, sektörde en önemli payı alması nedeniyle, devletin sağlık sektörüne verdiği önemin bir göstergesi olması açısından anlamlıdır. Bakanlığın toplam bütçesi ve GSMH içindeki payı, özellikle 1992 yılından sonra azalma göstermiş olup, 1999 itibariyle, Bakanlığın Devlet Bütçesi içindeki payı %2.4, GSMH içindeki payı %0.5’dir (Sağlık Bakanlığı İstatistikleri).
Her alanda olduğu gibi, sağlık sektöründe de etkili hizmet sunmanın en önemli koşullarından biri, gerekli özelliklere sahip yeterli insangücünün sektörde istihdam edilmesidir. Sağlık sektörü emek ve teknoloji yoğun bir sektör olduğundan, istihdam edilen personelin hem nicel hem de nitel açıdan yeterli olması önemlidir.
Ülkede sağlık personelinin gelişiminde olumlu bir ilerleme gözlenmekle birlikte, bu alanda yaşanan temel sorun, sağlık personelinin bölgesel istihdamında görülen dengesizliklerdir. Personel, genellikle, Ege ve Akdeniz bölgeleri başta olmak üzere, büyük illerde yoğunlaşmıştır. Hekimlerin %48.5'i, uzman hekimlerin %56.1'i Ankara, İstanbul ve İzmir olmak üzere, üç büyük ilde toplanmıştır (YILDIRIM, 1994:33). Ayrıca, Türkiye’deki sağlık personel durumu, Avrupa ülkelerinin göstergeleriyle karşılaştırıldığı zaman, yetişmiş sağlık insan gücünün yetersiz olduğu görülmektedir (TOKAT, 1997b:72).
Toplam yatırımlar içinde sağlık sektörü yatırımları düşük bir paya sahiptir. Sektörün, sabit sermaye yatırımları içindeki payına bakıldığında; 1990-1998 döneminde, sağlık sektörü sabit sermaye yatırımları toplam yatırımlar içinde ortalama %2.7'lik artış göstermiş, 1990 yılında toplam yatırımlar içinde %2.8'lik paya sahip olan sektör, 1998 yılında %4.6'lık paya ulaşmıştır (DPT, 1990-1999 Yıllık Programları).
2. Avrupa Birliği’ne Mevzuat Uyumu Çalışmaları Kapsamında Sağlık Sektörü
Bugün dünyada globalleşme rüzgarları hızla esmekte olup, ülkeler ortak çıkarlarını korumak için bölgesel entegrasyonlara gitmektedirler. Avrupa Kıtasında; Avrupa Birliği (AB), Amerika Kıtasında; Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) ve Asya Kıtasında; Asya – Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) entegrasyonları yaşanmaktadır. Bugünkü konjonktürde, bölgesel entegrasyonların dışında kalan ülkelerin, ekonomik ve politik açıdan gelişme imkanları sınırlıdır. Küreselleşme sürecinde, Avrupa Birliği en başarılı entegrasyon olarak görülmektedir.
Türkiye, 1958 yılında kurulan Avrupa Birliği ile 1963 yılında “Ortaklık Anlaşması” imzalamış, 1995 yılında “Gümrük Birliği”ni gerçekleştirmiştir. 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde yapılan AB Konseyi Helsinki Zirvesi’nde ülkemize tanınan “Aday Ülke Statüsü”, Türkiye–AB ilişkilerine yeni bir ivme kazandırmıştır.
Türkiye’ye tanınan “Aday Ülke Statüsü” kapsamında, Avrupa Birliği Komisyonu tarafından, Türkiye için, 8 Kasım 2000 tarihinde açıklanan “Katılım Ortaklığı Belgesi”ne karşılık, Türkiye 24 Mart 2001 tarihinde, Bakanlar Kurulu’nda kabul edilen Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine ilişkin “Ulusal Program”ı yayımlamıştır.
Ulusal Programda; Birlik müktesebatına uyum sağlanması için; Türk mevzuatında ihtiyaç duyulan değişiklikler, yenilikler ve oluşturulması gereken yeni kurumlar ile, bu düzenlemelerin gerektireceği finansman ihtiyacı belirlenmiştir.
Sağlık sektörünün kalkınma üzerindeki rolünü ön plana çıkartan yeni ekonomik yaklaşım kapsamında, Ulusal Program’da yer alan sağlık konularında, Türk sağlık mevzuatının Avrupa Birliği sağlık mevzuatına uyumlaştırılması gerekmektedir.
Sağlık hizmetlerinin yüksek seviyelerde olduğu AB’de sağlık konuları sosyal politikalar içinde yer almaktadır. Birliğe üye ülkeler, sosyal politikalarını değiştirme, tek tip veya ülkelerüstü bir sosyal politika uygulama yönünde bir düzenlemeye gitmemiştir. Bu nedenle, sosyal politikalar içinde yer alan sağlık politikaları, ulusal düzeyde organize edilmiş olup, ülkelerarasında sağlık ve sağlık finansman sistemleri, hizmet sunumu, mevzuat ve uygulama konularında farklılıklar bulunmaktadır. Örneğin; İtalya, İngiltere ve İrlanda gibi bazı ülkelerde sağlık hizmetleri tamamen devletin sorumluluğunda iken, Belçika, Fransa ve Almanya’da sağlık hizmetlerinde devlet ve özel sektör olmak üzere, karma sistem uygulanmaktadır. Sağlık sektöründe özel sektörün ağırlıklı olduğu ülke ise Hollanda’dır (Sağlık Bakanlığı, 1993a). Aynı şekilde, AB ülkelerinde, sağlık hizmetlerinin finansman yöntemlerinde de farklılık vardır.
AB’de sağlık sektörünü yönelik ortak bir düzenleme ve politika olmamakla birlikte, Birlik içinde yapılan düzenlemelerde sağlık konularına yer verilmiştir. AB mevzuatında sağlık sektörünün yerine bakıldığında;
1- Kurucu anlaşmalarda ( Avrupa Kömür Çelik Topluluğu Anlaşması, Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu Anlaşması, Avrupa Ekonomik Topluluğu (Roma) Anlaşması) sağlık konularına dolaylı olarak sosyal politikalar içinde değinilmiştir.
2- Kurucu anlaşmalarda değişiklik yapan anlaşmalarda (Tek Avrupa Senedi, Maastricht Anlaşması, Amsterdam Anlaşması) sağlık konularına doğrudan yer verilmiştir.
AB, yaşam kalitesini yükseltmeyi hedef olarak benimsediği halde, bu hedefe ulaşmada en önemli unsur olan insan sağlığına yönelik sağlık politikası oluşturmayı ve hizmetlerin iyileştirilmesine yönelik doğrudan düzenlemeleri 1990 yılına kadar gerçekleştirmemiştir (ALAIN, 1998:1-2).
AB’de 1993 yılında yürürlüğe giren ve Roma Anlaşmasında önemli değişiklikler yapan Maastricht Anlaşması ile sağlık politikasının resmi hedefleri belirlenmiş ve sağlık politikası Birliğin diğer politikası arasında yer almış (Madde 5 ve 129) ve bu konularda çeşitli faaliyet programlarının belirlenmesi ve yürütülmesi karara bağlanmıştır.
Maastricht ve Amsterdam Anlaşmaları ile özellikle, kamu sağlığı alanında yeni bir perspektif yaratılmış, kişilerin (sağlık çalışanı ve hastalar dahil), hizmetlerin (sağlık sektörü dahil) ve malların (tıbbi cihazlar, gıda, farmasotik ürünler dahil) AB içinde serbest dolaşımlarını sağlamak için çalışmalar başlatılmıştır.
Bugün, AB’de sağlıkla ilgili doğrudan düzenlemeler, genellikle, Birlikte görülen önemli sağlık konularında (enfeksiyon ve bulaşıcı hastalıklar, kronik hastalıklar, kanser, AIDS, alkol ve ilaç bağımlılığı vb.) ve zamanın getirdiği sorunlarla ilgili yapılmaktadır.
AB Müktesebatının üstlenilmesine yönelik Türkiye’nin hazırladığı “Ulusal Program” incelendiğinde; Programın "Üyelik Yükümlülüklerini Üstlenebilme Yeteneği" bölümünde sağlık konularının ele alındığı görülmektedir. Bu bölümde[2] yer alan alt konu başlıkları altında, sağlık sektöründe mevzuat uyumuna yönelik düzenlemeler yer almaktadır. Alt konu başlıkları altında sağlık alanında mevzuat uyumunun yapılması öngörülen konular aşağıdaki şeklide özetlenebilir.
-Malların Serbest Dolaşması başlığı altında; gıda sanayii, kimyasallar altında psikotrop maddeler, tıbbî ürünler, kozmetikler, tıbbi cihazlar ve oyuncaklarla ilgili mevzuatta AB mevzuatına tam uyum öngörülmektedir.